Yaşam Çiçeği ve Her Şeyin Teoirisi ile Yaratılıştaki Geometri

Yaşam Çiçeği..Her şeyin Teoirisi..Günümüz fiziğinin yapmaya çalıştığı şey evrenin yapısını anlamak ve onun bir usulü olduğunu göstermektir. Bunun adı aslında determinizmdir.

Determinizm bir şeyleri önceden öngörebilmeyi sağlamakla beraber aslında neyiz ve ne şekilde oluyoruzun cevabını arar. Fizikçiler uzun süre evrenin yapısının formülünü çıkartmaya çalıştılar. Einstein’ın hayatındaki en büyük amacı buydu. Buna “her şeyin teorisi” denir.

Yani öyle bir teori yazacaksınız ki, evrendeki tüm olayları ve olabilecek tüm ihtimalleri bu teori içerisinde bulabileceksiniz. Bu teori vazgeçilmez ve tek teori olacak. Fiziğin şu anki amacı bu. Fizik bilimi sistematik bir biçimde incelenmeden önce de her şeyin teorisi bulunmaya çalışılıyordu. Antik yunanda, Roma da, eski mısırda da evrenin yapısının basit bir yapıda olduğu ve her şeyin bir şablona sığdırılabileceği ve evrendeki tüm olayların bu şablon ile açıklanabileceğine dair bir inanç vardı.

O dönemler rölativite, sicim gibi gelişmiş teorilerini bulmamışlardı. Daha çok matematik ve geometri üzerine araştırmaları vardı. Evrenin yapısını anlayabilmek için bunlardan başka ellerinde bir şey yoktu. Buna rağmen evrende anlayabileceğimizin ötesinde bazı şablonlar olduğunu buldular. Platonik cisimler adı verilen 5 tane şekil var. Bu şekiller tüm yüzleri eşit 5 tane şekilden oluşur. Elimizdeki matematik diyor ki, evrendeki tüm şekillerin bu 5 cismin alt alta, üst üste ve yan yana gelmesinden oluşmuştur.  Bu 5 şekil dışında başka temel şekil yoktur denir. Yani evren ve matematik tüm yüzleri eşit başka bir şekil yapılmasına izin vermiyor. Bu 5 şekli hepiniz biliyorsunuz. Fakat bir tanesi var ki pisagorcular tarafından bulunan dodekahedron şeklidir.

Astrofizikçiler evrenin şeklinin dodekahedron şeklinde olabileceğini buldular. Peki bu 5 cismin ortak noktası nedir? Evren bu şekillerden oluşuyorsa bu şekiller neden oluşmaktadır.

Bu konuda eski uygarlıklar çok ileriye gittiler ve inanılmaz bir şekil olan “Yaşam Çiçeği“ni buldular. Yaşam çiçeği aslında bir geometrik şekilden çok bir şema denilebilir. Oluşumu sırasında dairelerin merkezlerinin birbirlerine dokunarak görülen şemayı oluşturmasıdır. Öyle ki siz bu şekli çizmeye çalıştığınızda fark edeceksiniz ki merkezlerinden çizilen bu daireler her seferinde 6 kez içeriği tamamlıyorlar. Bize zaten doğadaki en temel daire şeklini veriyor.

Evrende bir matematik var ve bize bir şeyler söylüyor fikrini buradan çok net görebilirsiniz. Yaşam çiçeği Anadolu da, mısırda, güney Amerika da ve birçok tarihi bölgelerdeki taş işlemelerde görülebiliyor. Bu şekli günümüzde de birçok yerde görebiliyoruz. Yaşam çiçeği içerisinde 5 platonik şeklide barındırır. Bunlar çok basit okulda gördüğümüz Öklid ve Pisagor bağlantıları ile çözülen problemlerdir. Bu 5 şekil sayesinde evrendeki tüm şekillerin yapılabildiği keşfedilmiş.

Peki yaşam çiçeği nereden geliyor? Biz onu şekil ile gösteremiyoruz ancak ve ancak matematik ve sayıların birbirleri ile olan ilişkileri ile bulabiliyoruz. Bunların isimleri de sihirli matrislerdir. İnsanlığın henüz cebir ile tanışmadığı ve dört işlemin dahi henüz yapılamadığı çağlarda bazı bulgular ortaya çıkmış.

Bu tip matrisler birçok dinde muska olarak kullanılmış. İslam da Vefk adı veriliyor. Musevilikte muska olarak geçer. Avrupa da ve birçok ülke dinde bu matrisler duvarlara işlenmiş. Kabala matematiğinde en temel olarak bu matris geçiyor. 3’e 3 ve içerisinde tüm rakamlar var. Kamaya 33 olarak geçer. Gırtlaktan çıkarılamayan ve söylenemeyen o isim. Bahsettiğimiz İsmi Azam ve milyonuncu isim bu matris ile ilişkilendirilmiş.

Matematiğin en temel halinde bu yaşam çiçeği bulunuyor ve bunun içerisinde evrendeki tüm şekillerin olduğu bulunuyor dedik. Kamayo 33 veya yaşam çiçeği tek bir kaynaktan gelen bir şablona ait. Öyle ki bu şablon insan beyni ile çözülebiliyor. Tüm evren insan zihni ile çözülebiliyorsa, bu evren insan zihninin bir ürünü olamaz mı? Bu evrenin tamamı aslında bir bakış açısı nedeni ile oluyor olabilir.

İşte DMT transına girmiş ve epifiz bezini sonuna kadar çalıştırmayı başarmış bireyler bize bundan bahsediyorlar. Fraktal yapıların tek bir şablondan oluştuğunu ve bu şablonun tüm evreni kapsadığını anlatıyorlar. Evren bizim kendi kendimize yarattığımız bir illüzyon olabilir. Evren insanın kendine ait illüzyonudur. Evren gözlemcinin ona baktığında yaşadığı ufak bir gecikmeden fazlası değil. Beynimizdeki epifiz bezi bize logosu kullanarak evrenin aslında hologram olabileceği gerçeğini söylüyor.

Aslında tüm dinler ve delirdiğini düşündüğümüz tüm insanlar bu gerçeğin ayrımına varabildikleri için bu haldeler. Dinler aynı gerçeği farklı şekillerde haykırmış. Fakat ego ve bu illüzyonun kendisi dolayısıyla yanlış anlayıp Teist düzeni kurmuşuz. Bu Teist düzen bu evrenin karmaşıklığına bu illüzyonuna o kadar hizmet ediyor ki, dinlerde anlatılan şeytan, nefs, iblis gibi şeylerin aslında temsili olarak illüzyon görmeyi onu yaşama olduğunu da bu şekilde anlıyoruz.

Şu an tüm dünyayı karşımıza alıp aslında bunun böyle olmadığını mı söyleyelim. Aslında ne kadar mantıksız dursa da fizik teorileri bize bunu söyleyecekler. Evrenin bir hologramdan ibaret olduğunu bildirecekler. Bu durumda bizim ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz gerekecek. Egolarımızı bir kenara atıp onların bizim taklidimizi yapan ufak iblisler olduğunu mu göreceğiz yoksa illüzyonun kendisine mi kapılacağız.

Matrixte Cypher şöyle bir şey diyor. Ben matrixin gerçek olmadığını biliyorum. Ancak matrix şimdi yiyeceğim bu bifteğin sulu ve tatlı olduğunu söyleyecek. Benim istediğim şey bu. Ben bir illüzyon içerisinde zengin ve mutlu bir yaşam yaşamak istiyorum. Cypher’ın bu görüşü şu an dünyanın tamamının yaptığı şeydir.

DMT transına girmiş insanların kaldıramadığı bu gerçeklik yüzünden ve logos denilen beynin çalışma sisteminin bu gerçekliği anlatabilecek şekilde evrilmemesinden biz hepimiz Cypher gibi bu evren içerisinde zengin ve mutlu yaşamaya çalışıyoruz. Ancak bu özgürlük değil…..

Not: Akıl kendine hayrandır, kendine karşı kurduğu oyunların farkında olsa da. Oysa buna izin veren akılsa bu fark edişlerin ne önemi vardır. Ya illüzyonu fark etmemiz illüzyonun bir parçasıysa! Akıl gerçek olmayan görüntüler yaratıyorsa bunların gerçek olmadığını o aklın vasıtasıyla öğrenemeyiz. Evren denen simülasyonu bu kadar gerçekçi yapan nedir? Peki ya hangi kullanıcı daha şanslı? Ondan kuşku duyan mı yoksa gerçekliğine inanabilen mi? Şöyle ki ondan şüphe duymak bile zihnimizde daha önceden programlanmış bir yazılım olabilir. Hangi gerçeğe ulaşırsak ulaşalım bir süre sonra bu yetmeyecek. Sonuç olarak sana yokluğumu kanıtlayabilirim. Ama eğer gerçekten yoksam bunu nasıl yapabilirim?

Epifiz Bezi: 3.Göz ile Kalp Gözünün Açılması
Melatonin: Ruhu ve Bedeni Düzenleyen Hormon
23 Spiritüel Sembol ve Sır Bilgisi
Ölüm: Yansıma Olmadığını Anlama Anı
Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE