İyileştirici Benlik ile Stresi Yönetmek
Deepak Chopra bir hekim ve alternatif tıp uzmanı olarak uzun yıllardır sağlıklı ve bilinçli yaşam meraklılarının en sıkı takip ettiği isimlerden. Chopra “The Healing Self” (İyileştirici Benlik) isimli çalışmasında Harward Tıp Okulu Nöroloji profesörlerinden Rudolph E. Tanzi ile işbirliği yaparak günümüz yaşam stilleri, alışkanlıklar ve sağlık arasındaki ilişkiyi detaylı şekilde gözler önüne seriyor.

İyileştirici Benlik çalışmasında kendi kendimize soracağımız ilk soru zihnimizi hatta ruhumuzu bir uzvumuz olarak görüp görmediğimiz. Cevabı evet olanlar için yepyeni bir dünyanın kapılarını açan “Beden zihin” (Bodymind) kavramı hayatta yolumuzu çizerken elimizde olan iki sabit verinin: beden ve zihnin ayrı ayrı değil bir bütün olarak düşünülmesi ile ortaya atılmış yeni bir açılım.
“Beden zihin” kavramına özellikle stres açısından bakıldığında çalışmada yer verilen görüşler oldukça çarpıcı. Günümüzün en popüler mecburiyetlerinden “stres yönetimi” mercek altına alındığında karşımıza çıkan sonuçlar pek de iç açıcı değil. Beden zihnimiz, stresi yaşadığı ilk saniyeden itibaren, zihinden bedene yayılan müthiş bir ağla tüm hücrelerimize stresi fiziksel sonuçları ile hissettirirken, bizler tüm olanlardan habersiz şekilde, kendi kendimizi stresi yönettiğimizi düşünerek kandırıyoruz. Oysa ki stres yaşandığı an itibariyle yönetilemez hale gelen bir kavram. Yaktığımız sigara veya kaçtığımız başka bir ruhsal sığınak stres anında beden zihnin yarattığı zincir reaksiyonların hiçbirini önleyemiyor ve kaçarak ürettiğimiz ufak şifaların bizde yarattığı geçici zafer duygusu ancak bir sonraki stres anına kadar sürüyor.
Stresi yönetmek aslen popüler bir kandırmaca olduğuna göre bu durumda ne öneriliyor?
Bunun için öncelikle stres kaynağının ne olduğuna bakmak gerekiyor. İlginç bir şekilde tüm streslerin kaynağının “insan” faktörü olduğunu anlamak bunun için ilk adım. Peki ya kim bu insanlar? İlk akla gelenler mi : iş yerindeki aksi yöneticimiz ya da trafikte bize korna çalan bir yabancı? Yoksa hiç aklımıza gelmeyenler mi: mesela en sevdiklerimiz, aile, arkadaşlar, aşık olduğumuz insan? Ve hatta en yakınımız mı: kendimiz yani kendi yarattığımız düşüncelerimiz ve olaylara bakış açımız? Cevap d şıkkı: hepsi ama en büyük paya sahip olan sonuncusu: kendimiz. Hayata bakış açımızla yarattığımız yanılsamalarımız ve olası hayat senaryolarımız stresi yaratan en büyük etmenler.
Stres sadece negatif olaylarla körüklenen bir olgu değil, yaşadığımız pozitif heyecanlar da bizler için stres kaynağı olabiliyor. Bebek sahibi olan bir annenin veya yılbaşında büyük ikramiyeyi kazanan bir kişinin durumunu düşünün. Benzer şekilde, yanında kendimizi en iyi hissettiğimiz insanlar yani sevdiklerimiz, en fazla etkileşimde bulunduğumuz kişiler olmaları nedeniyle kendimizden sonra en büyük stres kaynaklarımız. Burada belirleyici faktörler: önem ve değer. Neye ve kime önem veriyoruz, bizim için neler ve hangi insanlar değerli? Stresi oluşturan kilit noktalar ise aşırı sahiplenme ve beraberinde gelen kaybetme endişesi. Biraz düşündüğümüzde sevdiklerimizle ilgili yaşadığımız streslerin çoğunun bu iki noktaya dayandığını görebiliriz.
“İyileştirici Benlik” bireyin kendi sağlığının birincil sorumlusu olduğu gerçeğini sık sık vurguluyor. Buradaki önemli nokta, günlük hayattaki üzüntü, stres vb. negatif etmenlerin “görünmez” şekilde birikerek nasıl “görünür” hastalıklara neden olduğunu kavramak. Ruh ve beden bütünlüğü sayesinde zihnimize enjekte edebileceğimiz faydalı “öz düşünce” formları, etkili bir beden zihin yönetimi ve uygulayabileceğimiz farklı beslenme seçenekleri ile kendi kendimizin şifacısı olabiliriz.
“İyileştirici Benlik” çalışmasının sunduğu farkındalık dünyasını radarımıza almamız, adeta bir “olumsuzluklar sarmalı” na dönüşmüş olan 21.yüzyıl dinamiklerine karşı ruhsal bağışıklığımızı güçlü tutmamız adına faydalı bir adım olacaktır.
Ece Öngeldi
