İnsan Ne İçin Yaşar?

Fiziksel temas konusundaki endişelerin hala geçerliliğini koruduğu, her bilinenin ve bildirilenin tartışmaya açık olduğu günler hala geçmedi. ‘Yeni’ mi ‘eski’ mi olduğu artık ayırt edilemeyen o “normal” bir şekilde beklenirken ‘hayat devam ediyor’ mottosuna uyma zorunluluğu herkesi kıskıvrak yakalıyor. İstisnasız her bireyin bir çeşit “pandemi – zede” olduğu bu ilginç dönem, insanlığı temel yaşam sorunsallarından biri ile en sert şekilde yüzleşmek durumunda bıraktı: “İnsan ne için yaşar?”

Kişinin kendisine sorması gereken bu ‘en önemli’ soru, yıllardır meşguliyetler ve mecburiyetler ile güzel güzel geçiştirilirken pek çoğumuz için her şey yolunda görünüyordu. Mahrumiyetlerin, yalnızlıkların, özlemlerin hali hazırda birbiriyle dans ettiği duygu skalasındaki olumsuzluklara, aylar geçtikçe stres, fiziki zorluklar ve ekonomik endişeler eklendi. Böylesine belirsiz, böylesine anlamsız ve kendi bilinmez sonuna akıp gider görünen bir dünyada ne için yaşamaktaydı bunca insan? Peki ya, gerçekten ne için yaşıyor olduğunu ‘hala’ düşünmüyor olabilir miydi?

2021 yılı itibariyle, modern insanın çok da fazla düşünmesine gerek kalmadığının hemen hepimiz farkındayız. Vaktin çoğunun bir takım düğmelere basarak ve ekranlara bakarak geçirilmesi, geri kalan zamanın da temel ihtiyaçları gidererek veya ‘düğmeler ve ekranlar dünyası’ için yeni fikirler üreterek harcanmasını şart koşmuş durumda.

Neyi sevip neyi sevmediğini, neyi beğeneceğini onun için önceden filtreleyen ve ona kendi dünyasının popülerlik aynasındaki izdüşümü dışında pek bir şey sunmayan algoritmalar, beğeni sarhoşluğu içinde tuttuğu bireyler için yeni nesil bir garip uyuşturucu vazifesi görmekte.

Pandemi kaynaklı azalan sosyal temas nedeniyle, günlük hayatta doğal şekilde alınan ufak iltifatların yavaş yavaş tarihe karışması, sanal ortamdaki ‘beğeni’, ‘yorum’ ve bu iki ana silahşörün dolaylı olarak getirdikleri ‘görünürlük’ ve ‘etkileşim’ çılgınlığını her geçen gün daha fazla körüklüyor. Beğenilmenin şartının ‘popülerlik’ olması, köpürtüldükçe çoğalan ‘çoğunluğun beğenisi’ arayışını sanal sistemde artık tamamen hakim kılmış durumda.

Pandemi – nin yıldönümüne yaklaşırken, fiziksel olarak görünürlüğünün azalmasından şikayetçi olan pek çok kişi, sanal dünyadaki görünürlüğünü arttırma çabasına hız verdi. Tüm dünyamızı bu kadar büyük bir hızla ekranların ardına taşıma hevesimizin altında yatan sebep, can çekişen egomuzun temel besin kaynaklarını gayri ihtiyari bir şekilde hayatta tutma çabamızdan başkası değil.

Eskiden fiziksel mekanlara sığamayan insanlık artık sanal mekanlara da sığamaz oldu. “Off çok kalabalık” diyerek çıkılan barlar, kafeler yerlerini kalabalıktan çöken sohbet odalarına bırakalı çok değil sadece 1 sene oldu ama insanlık kendisine sunulan bu “yeni sosyal gerçekliğe” iyiden iyiye ısındı.

Sanal dünyada gerçeğindekinden farklı olarak ne bulmak ümit edildi ve de bulanabildi mi sorusu her bireyin kendi özelinde cevabını aradığı bir konu olsa da, meşguliyetler ve mecburiyetler içerikleri korunarak ‘paket halinde’ yeni mecraya transfer edilince, insanoğlunda ne için yaşadığını düşünecek ne zaman ne de mecal kaldı.

Dünyevi sisteme tam anlamıyla gark olmuş bir birey için, motivasyonu ve hayatla mücadele gücünü arttıran etmenler mutlaka ‘dışarıdan’ yani “sosyal gerçeklikten” gelir. Sadece dünyevi zaman diliminde yani ‘dün, bugün ve yarın’ ekseninde yaşayacağını düşünen kişinin fiili olarak yaşadığı tek günün bugün olması onun zihninde çelişki oluşturur. İstediği şey her ne ise bugün olmayacaksa ve de yarın asla gelmeyecekse çünkü her zaman bugünü yaşıyor olacaksa…

Peki o zaman insan ne için yaşar?

Belki de gerçekten düşünmek için son şansımız..

Ece Öngeldi

Dünyalite

Düşünce Yönetimi ile Problemlerdeki Zinciri Kırmak
Online Hayat Offline Zihin
Bolluktan Gelen Darlık
Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE