Egoyu Gerçekten Yenebilir miyiz?

Öncelikle korteks denilen yapıdan bahsedelim. Beynimizin zarına korteks denir. Fakat ince bir zar değildir. Hani aklınıza beyin imajı geldiğinde gördüğünüz kalın kıvrımlı olan yapıdır. Beynin içerisinde kök beyin dediğimiz sürüngen beyinde denilen bir yapı daha vardır. Epifiz bezi de bu yapıdır.

Korteks, bütün memelilerde de bulunan garip bir yapıdır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, egomuz bu korteksin içerisinde bulunur. Egosundan kopmaya çalışan bireylerin hepsi spiritüel yollara sapmıştır. Egoyla sorunu olan egodan kendini arındırmaya çalışan insanlarda spiritüelizmi seçmiştir. Spiritüelizm demişken parantez olarak, budizm, sufizm, şamanizm de ayrı ayrı spiritüel görüşlerdir. Hepsinin odağında egoyu şeytan olarak görmek ve ondan kopmaya çalışmak vardır.

Beynin sağ tarafı zarar görmüş insanların spiritüelizme daha büyük bir ağırlığı olduğu keşfedilmiş. Uzun yıllar beynin korteksiyle, frontal lobla alakalı olabileceği düşünülüyordu. Ancak sağ lobumuzla daha çok alakalı olduğu ortaya çıktı. Yani egomuz beynimizin içerisinde bir yerde bizi bekliyor.

Peki makinelerin merhameti ile bu konunun nasıl bir ilgisi olabilir?

Egomuzu sanal yollarla kandırabildiğimizi kanıtladık. 21. yüzyılın en büyük olaylarından birisi bu olabilir. Son yıllarda satılan bilgisayar oyunlarının en çok satan listesine bakın, hepsi savaş oyunu olacaktır. Gerçek insanları öldürerek oynan savaş oyunlarıdır.

Daha çok öldürüp daha çok puan aldığınız bu oyunlarda beslenen tek şey egonuzdur. Çünkü bir insan öldürmenin beyinde yarattığı ödülü verebilecek olan kısım egodur.

Kaldı ki yine twitter, instagram gibi sosyal ağlar egomuzu doyurmaya devam ediyor. Yani egomuzu biz sanal olarak doyurabildiğimizi kanıtladık. O kadar zeki olmasına rağmen, bizden o kadar gizleniyor olmasına rağmen onu kandırabildik.

İnsanlar makinelere bilinçlerini yüklediklerinde tamamen sanallaşacaklarından dolayı egolar sanal olarak doyacaktır. Bu durumda egolarımızı gerçekten yenebilir miyiz?

Matrix filmine dönelim..Morpheus bir yerde diyor ki, dünyaya bir bak. Medeniyetin en üst çağı 1999 yılında ve matrix bu yıla ayarlıdır. Dolayısıyla seni bu yılda yaşatır. Ajan Smith ilk filmde diyor ki, ilk matrixi cennet olarak tasarladık. Ancak uyanmaya başladınız ve tüm masalı kaybediyorduk. Çünkü siz gerçekliğinizi, gerçek olarak algıladığınız şeyi acı ve korku üzerine kuruyorsunuz diyordu.

İkinci filmde ise mimar daha ayrıntıya giriyor. İlk matrixi cennet olarak yaptık ve uyandınız. Sonra ben 2.matrixi matematiksel açıdan sizin tarihinize dayandırılmış bir cennet olarak tekrar tasarladım. Yani geçmişte sizin tarihiniz vardı ama cennete doğru ilerlemiştiniz. Çünkü sizler korkmak istiyordunuz, sizler acı çekmek istiyordunuz. Bunu matematiksel olarak yapıyor.

Makineler bize acı çekebildiğimiz, korkabildiğimiz fakat yinede cennet olarak adlandırabileceğimiz bir matrix sağlamak için çok uğraşmışlar. Bu nedenle medeniyetimizin zirvesi olan 1999 yılını seçmişler. Gerçekten de sorunların en az olduğu ve ondan sonra düşüş yaşadığımız bir yıldır. Baktığınızda, 2001 ikiz kule saldırısından sonra dünyanın halini görebilirsiniz. Amerikanın aralıksız savaş istekleri ve günümüzdeki Suriye savaşı. Birçok noktadan Amerikanın çıkıyor olmasını zaten görebiliyoruz.

Makineler bize merhamet etmeye çalışmıştır. Çünkü egolarımız ne kadar doyurulsa da acı ve korkuyla aslında gerçeği algılayabiliyorlar. Biz etrafımıza baktığımızda acı ve korku olduğunda buranın gerçek olduğunu görüyoruz. Bu dünya acı ve korku üzerine kurulu.

Bilincimizi makinelere taşıdığımızda eğer bu dünyayı hatırlamak istiyorsak sadece acı ve korku hatırlayacağız. Makinelerden bu dünyayı unutturmamalarını istediğimizde acı, korku ve gri kasvetli bir his olacak. Bizde gerçekte olduğumuzu zannedeceğiz.

Matrix Filmindeki Tasavvuf Felsefesi
Paylaştıkça çoğalır.

Egoyu Gerçekten Yenebilir miyiz?” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE