Simulakra: Disneyland ile Dünya Simülasyonu

Eğer Avrupalı veya Amerikalı bir çocuk olsaydınız Disneyland’a gitmiş olacaktınız. Disneyland, içerisinde kendi karakterlerinin konsept olduğu bir eğlence dünyası vardır. Birkaç karakterin size hayal gördürdüğü ve bir çok çocuğun gitmek istediği bir aile geleneği gibidir.

Disneyland sosyolojik açıdan “gerçek mi, sahte mi” yaklaşımına konu oluyor. İçerideki geçmiş zaman ögeleri Batı tarihinin içselleştirilmesi adına sempati uyandıran masal estetiği ile sunuluyor.

Jean Baudrillard, simülasyon ve Simulakra’dan bahsederken bu Disneyland örneğini verir. Şu şekilde anlatır. Amerikalı bir ailesiniz ve çocuğunuzu Disneyland’a götürmek istiyorsunuz. Oraya gittiğinizde Disneyland otoparkının içerideki eğlenceden son derece kopuk olduğunu görürsünüz. Neden? Çünkü sizin bulunduğunuz dünyanın içerdekinden farklı olduğunu son bir kez görün diye orada hiçbir eğlence işareti yoktur.

İçeriye giren çocuğa oradaki şeylerin ne kadar hayal olduğunu söylemişte olsanız o gördüğü her şeyin gerçek olmasını diler ve ister. Aslında Mickey Mouse yoktur, Donald Duck yoktur. Bunlar yoktur ancak içerideki dünya dışarıdaki dünyanın garip bir yansımasıdır. Yani içeride de suçlular, polisler, zenginler, fakirler olmak üzere dünyadaki fundamental ögelerin hepsi orada mevcuttur. Hatta böyle orta direk olaylardan habersiz sadece kendi işini yapmaya çalışan kişide Mickey Mouse’tur.

Çocuklar oradaki eğlencelere dalar ama siz oradaki her şeyin yalan olduğunu bilerek dışarı çıkarsınız. Sizi o soğuk otopark karşılar. Kendi dünyanızın gerçek olduğuna eminsinizdir. Çocuk ise hala içerideki dünyanın etkisi altındadır.

Baudrillard derki, sizin kendi dünyanızın gerçek olduğunu kanıtlayabilecek elinizde hiçbir veri yoktur. Disneyland nasıl gerçek dünyanın garip yansıma ve gölgesi ise bulunduğumuz dünyada daha gerçek olmasını dilediğimiz bir dünyanın görüntüsü olmaktadır. Sosyolojik tespit olarak almak çok daha doğru olur. Bulunduğunuz sistem içerisinde ülkeler, kurallar, şirketler, insanlar gibi şeylerin aslında bir şeylerin yansımasından oluştuğunu söyler. Yani Simulakra kavramı bunu açıklar. Yani yansıma demektir.

Kitabın aynı zamanda bir film uyarlaması vardır. Filmi hepiniz biliyorsunuz. Matrix…Filmden bir sahne.

Neo: Gerçek nedir?

Morpheus: Tadını alabildiğin, duyabildiğin, dokunabildiğin, görebildiklerinden bahsediyorsan eğer bunlar beynin tarafından yorumlanan elektrik sinyallerdir.

Burada bahsetmeye çalıştığı şey şu; 5 duyu organı ile algıladığın elektriksel sinyaller senin bahsettiğin dünyanın bir yansıma olduğunun kanıtıdır. Çünkü sen beyninle bunları yorumlayıp dış dünyaya bir yansıma haline getirirsin. Sana bu yansımayı verebilecek güçler vardır. İşte Matrix bunlardan biridir.

Baudrillard aslında Matrixi tasvip etmez. Bu şekilde sosyolojinin dışarısına çıkarılmış daha temel olarak simülasyon içerisinde durduğumuz bir sistem fikrinden uzaktır.

Ancak elimizdeki fizik bilimi derki, bu Matrix konusundan da öte gerçek denilen her şey yorumlardan ibaret olacaktır. String teorisi bunu öne sürer. Maddenin en küçük yapıtaşı bir titreşimdir. Her şeyde bu frekans vardır ve ana bir titreşim ile birbirine bağlıdır. Sizin 5 duyu organınızla değil daha tasavvufi bir anlamda maddeleri anlamaya çalıştığınızda elde edeceğiniz sonuç varlığın yorumudur. Bu durumda etraftaki her şey Simulakra‘dır. Gerçek bilgi ulaşılabilir değildir.

Dünyada yaşayan bizlerde disneylandda olan bir çocuğun bulunduğu konumdan çokta farklı bir konumda değiliz.

Dış dünyaya baktığımızda biz sadece buranın gerçek olmasını dilerdik.

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE