Dönüşümün Başlangıcı “Corona”

2020 Aralık ayından bu yana Çin’de başlayan Corona virüs salgını hızlı bir şekilde dünyaya yayılıp, insanlık nesli için tehlike teşkil etmeye devam ederken, vaka sayısı ve ölümler gün geçtikçe artıyor. İşte bu süreçte herkes gibi mümkün oldukça evden çıkmamaya özen gösteren biri olarak, bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

1996 veya 1997 yılıydı sanırım. Lisede okuyordum. O zamanlar hem resim hocam hem de müdür yardımcılarımızdan olan bir öğretmenimizin dersine girmiştim.  Bir süre üzerimizde denenen kredili sistem bizi ders seçmeye mecbur bırakmış ve ben de İngilizce ile resim dersi arasında karar vermekte güçlük çekince, tercihimi İngilizceden yana kullanmıştım. Nedense bu seçimim hocanın pek hoşuna gitmemiş ve derse girdiğimde bana neden böyle bir tercih yaptığım konusunda sitemde bulunmuştu. O gün bizden 2000’li yılları resmetmemizi isteyen hocam, çizimlerin yarışmaya gönderileceğini söylemişti. Ben de nedendir bilmem, buzulların eridiğini ve dünyanın sular altında kaldığını çizmiştim. Resimde yer alan ve aklımda kalan en önemli detay ise sadece bir tek canlının yaşamda kaldığıydı. Ahtapot.

Ancak Nurhan hocam yanıma gelmiş ve resmime baktıktan sonra  “Sen de arkadaşların gibi şeyler çizsene, ne kadar karamsar bir resim bu!” diyerek tepkisel bir uyarıda bulunmuştu. Aslında benim özgür hayal dünyama müdahale etmişti. Kendisine içerlememe rağmen susmuş ve resmimde hiçbir değişiklik yapmamıştım. Oysaki hocamın kapıldığı yanlış düşüncenin aksine ben resim yapmayı çok seviyordum. Tercihimin sebebi ise ilerideki kariyer planlamamdı. Resim ise benim için çok sevdiğim bir hobi olarak kalabilirdi.

Resmi teslim ettikten sonra hiçbir geri dönüş almadım. Sanırım yarışma jürisi de Nurhan hocam gibi düşünmüştü. “Ne kadar da karamsar bir resim! “

90’lı yıllardan geldik 2020 yılına. İnsanoğlu ışınlanmayı, uçan arabaları vb. henüz hayata geçirmedi ancak küresel ısınma, iklim değişikleri, buzulların erimesi, ekonomik krizler, savaşlar ve son olarak Corona virüs salgını dünyanın başını ağrıtmaya devam ediyor…

Her geçen gün artan adaletsizlik, şiddet ve sapkınlıklar bir yana; dünya kaynaklarının sorumsuzca tüketilmesi, canlılara uygulanan şiddet, doğanın katledilmesi ve tüm bunların akabinde küçücük bir virüsün tüm gidişatı değiştirmesi… Öyle ki bu virüs zengin fakir ayırmıyor. İnsanlar öyle korktu ki, çoğumuz eve kapandık. Diğer canlılar ise yaşamlarını biraz daha rahat nefes almışçasına devam ettiriyor.

Kafeslere tıkılan ve zevk için öldürülen hayvanların, yakıp yıkılan doğanın, savaş saçmalığı adı altında canı alınan masum bebeklerin ahı tek tek çıkıyor sanki.

Toplumsal bir karma yaşanıyor adeta. Kötüler ve kötülerin yaptıklarına çoğu zaman sessiz kalan bizler de bedeli hep birlikte ödüyoruz. Hani yaşanan her kötü olaydan sonra sosyal medyada “Kopsun artık kıyamet, yerle bir olsun insanlık.” diyorduk ya. Çağrımıza yanıt ‘virüs’ şeklinde geldi sanırım…

Yaşamda kalmak adına hapsolduğumuz evlerimizde, durup düşünmeye zaman ayırabiliriz belki. Belki de bu hastalık değişim için bir fırsattır. Dünyayı daha adil ve yaşanılabilir  bir yer haline  getirebilmemiz için bir uyarıdır sadece.. Doğaya saygı duymamız ve onunla barışmamız için bir fırsattır ya da…

Irk, din, din ayrımından doğan nefreti, sınıf ayrımlarını ortadan kaldırıp, uzlaşı ve ortak iradeyle hareket ederek, hayata yeni bir dünyanın insanı olarak devam etmemizi sağlayacak dönüşümün anahtarıdır belki de.

Ey insanoğlu, evine kapandığın bu süreçte iyi düşün.

Evet, iyiyi düşün, güzeli düşün. Kötülük düşünme. Bir olmayı, yardımlaşmayı düşün. Paylaşmayı. Çık o ‘ben’ halinden. Biz’i düşün. Yeterince bencilleştiğimiz, birbirimize giderek yabancılaştığımız bir çağda değil miyiz zaten.

Her karanlık sonunda bir aydınlık olmalı. Bizlere, varoluş süresince dünyada bedenlenmiş bilge insanlar tarafından, çeşitli yollarla verilmiş olan o ortak mesaja kulak verelim hadi. Sevgi, duyarlılık ve empatiyle bakalım birbirimize. Sevmekte zorlanıyorsak, saygı duyalım.

Yanlışlara ‘hayır’  diyelim. Eşitliği ön plana alalım ve dünyayı daha yaşanılır bir yer haline getirelim. Zulüm etmeye son verelim. Kendimize de, başka canlılara da…

Chicago’daki hayvanat bahçesindeki penguenler geldi aklıma. Virüs salgını sebebiyle akvaryum ziyarete kapanınca çalışanlar penguenleri içeri salıyor, bu sevimli canlılar şaşkınlıkla ne yapacağını şaşırıyordu.  Özgürlük ne de güzel şey!  Onları biz keyfi tutsak ettik. Şimdi bizler evlerimizde tutsağız. Hapsolmak ne kadar da kötü bir his öyle değil mi?

Hepimizin doğayla barışık ve eşitlik içinde yaşadığı, anlaşmazlıkların kavgayla değil diyalogla çözüldüğü, çocukların açlıktan ve savaşlarda ölmediği, hayvanların zevk için katledilmediği daha aydınlık ve yeni bir dünya hayaliyle…

Derya Güntaş

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Dönüşümün Başlangıcı “Corona”” için bir yorum

  • 24 Mart 2020 tarihinde, saat 18:43
    Permalink

    Keyifle okudum yazınızı penguenlerin özgür bırakılmasına ayrıca üzüldüm yani tutsak edildiklerine mi özgürlüğü tattıktan sonra tekrar edileceklerine mi bilemedim koyu bir hayvansever olarak şuan aklım sadece penguenlerde 🙂

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE