Bolluktan Gelen Darlık

Kişisel gelişim ve ruh farkındalığı sistemlerinin son zamanlarda üzerinde durduğu popüler konulardan biri de “bolluk”.

Bolluğa ulaşmak için izlenen bir çok yöntem ve çalışma söz konusu fakat ulaşılacak olan bolluğun tam olarak ne demek olduğu pek çok birey için net değil.

Bolluk, sanıldığının aksine, bireyin “tam da istediği şeyin” sonsuz şekilde her an elinin altında olması şeklinde tezahür etmemektedir. Masalardaki gibi bitmeyen maddi imkanlar, hiç ayrı kalınmayan sevdicekler, eskimeyen kıyafetler, boşa çıkmayan hevesler, sönmeyen ateşler. Bütün bunlar aslında var olmayan ve ancak hayal boyutunda kendini gösterebilen kavramlardır. Kısıtlı imkanlar sistemi olan dünya deneyiminde bu şekilde bir bolluk var olamaz. Hoşa giden bir şeyin sonsuz bir kaynaktan beslenircesine kendini sürekli aynı kalarak yenilemesi dünya yüzeyinde mümkün değildir.

Günümüz dünyasında lanse edilen bolluk, “seçenek çokluğu” şeklinde suni olarak deneyimlenmektedir. Hiçbir tekil unsur değişime uğramadan sonsuza kadar var olamaz, bu durumda aranan unsurların alternatifi bulunduğu sürece birey kendini bolluk içinde farz edebilir. Herhangi bir ihtiyaç için bireyin elinin altında bulunan tek bir alternatif veya çeşitli alternatifler psikolojik olarak onu rahatlatacak ve suni bolluğu ona sunacaktır. 

Kişi mutluluğu ve tatmini kendi içsel sisteminde elde edebildikçe suni bolluk sistemi bireye zarar vermeden işler. Birey bu durumda bolluk içinde olup olmadığını sorgulamaksızın, dolaylı olarak suni bolluk vasıtasıyla ara ara mutlu olur.

Buradaki sistemin sağlıklı işlemesinin en önemli göstergesi alternatifin arayışla bulunması değil kendiliğinden ortaya çıkması ve bireyin bu alternatiflere illa ki gereksinim duyduğunu düşünmemesidir. Alternatifler gerek duyulursa elbet mevcut olacaktır fakat bireyin amacı alternatif yoksa yaratmak veya varsa alternatifler kümesinin genişletmek ve onların içinden en muhteşem seçimi yapmak değildir. Birey hayatının doğal işleyişinde bir seçim yapmaktadır ve alternatiflerle matematiksel bir kıyaslama yapmaksızın aldığı bu seçim kararı ile suni bolluğu sağlıklı şekilde hayatına yansıtmaktadır.

Suni bolluk sisteminin doğru işleyişinin bozulması önce alternatifler kümesinin detaylarla kendi aralarında kıyaslanması ile başlar. Birey bolluğun alternatiflerin çokluğu ile ilişkili olduğunu düşünmeye başladığı an seçimler zorlaşır ve hayatın doğal işleyişinde yapılan sıradan bir seçim matematiksel ve yüksek hassasiyetli bir alternatif değerlendirme çalışmasına dönüşür. Burada amaç artık “en iyi” seçimi yapaktır. En iyiyi seçme prosesi ise bireyin zihnini yorar ve bu tür bir suni bolluk mutluluk değil sıkıntı doğurur. Bu durum aslen bolluk içinde gelen darlıktır.

Yaz sıcağında çok çeşitli dondurma yapan bir dükkana gidildiğini farz edelim, birey doğal seçim olarak çocukluğundan beri favorisi olan çikolatalı ve portakallı dondurmayı seçecekken dükkandaki çeşitliliğe bakınca bir anda afallayabilir. Sevdiği çeşitlerin yanına burada gördüğü alternatiflerden ek bir seçim yapmak onu epey zorlayacak ve bu basit işlem bireyde mikro bir sıkıntıya neden olacaktır. Bu olay sonrasında, yaptığı seçimle olası alternatifler arasından en iyisini seçip seçemediği zihnindeki türbülansın etki derecesi ile orantılı olarak bireyi meşgul edebilir. Türbülansı yüksek bir zihin “en iyi” konusunda olay bitiminden sonra da arka planda çalışma yapacak ve bu ekstra çalışmadan elde ettiği sonuca göre kendi kendini tekrardan mutlu veya mutsuz edecektir. 

Sistemin bozulmasının diğer bir göstergesi de, alternatif sayısının kısıtlı olabilirliğinin bireyce kabul edilememesidir. Günümüzde birey yapacağı her seçimde mutlaka çoklu alternatifler arasından seçim yapmak konusunda takıntılı hale gelebilir. Mevcut yaşam şekilleri bireyin bu eğilimini şiddetle desteklemekte ve alternatif azlığını bireye bir zayıflık ve yetersizlik olarak kodlamaktadır. 50-60 yıl öncesine göre insan hayatında her açıdan artan çeşitlilik ve çeşide ulaşılabilirlik, günümüz insanını kimi zaman yukarda anlattığımız bolluk içinde darlık durumuna düşürmekte kimi zaman ise bolluğun yetersiz görüldüğü bu ikinci duruma sürüklemektedir.

Aynı sıcak günde bu sefer sadece iki çeşit: kaymaklı ve çikolatalı dondurma yapan başka bir dükkana gidildiğini farz edelim. Burada, bolluk sistemi sağlıklı işleyen birey standart seçimle sıkıntı hissetmeyecek ve alternatif eksikliğini mesele haline getirmeyecektir. Bolluk sistemi sağlıklı işlemeyen birey ise çeşidi az ve yetersiz bulacak ve bu kadar az seçenek içinden bir seçim yapmak onu tatminsizliğe sürükleyecektir. 

Bolluk sistemi sağlıklı işlemeyen birey, alternatif fazla olduğunda da az olduğunda da mutsuz olacaktır. Buradaki asıl önemli nokta ve bütün suni bolluk hikayelerinin ıskaladığı en önemli husus “yeterli olma” kavramıdır. Yeterlilik; alternatiflerin var olması, çeşitli ve genişletilebilir olması ya da en iyi alternatifin seçilmesi ile bağlantılı değildir. Yeterlilik alternatiflerin gerekli durumda kendiliğinden oluşması ve zihindeki gerçek bolluk sisteminin sağlıklı işlemesi ile otomatikman ortaya çıkan bir durumdur. 

Birey kendisine dayatılan suni bolluk kavramından uzaklaştıkça yeterlilik de hayatında daha sık şekilde kendini göstermeye başlayacaktır. Yeterlilik ilk etapta bireyin kendi yarattığı mikro streslerden kurtulmasını sağlayacak, sonrasında ise düşen stres düzeyi bireyin içsel sisteminin daha sağlıklı şekilde işlemesine vesile olacaktır. Bütün bunların sonucunda da birey suni bolluk arayışından yavaş yavaş kendini kurtaracaktır.

Ece Öngeldi

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE