Schumann Rezonansı: Dünyanın Kalp Atışı ile İnsan Beyninin Entegrasyonu

Schumann Frekansı Nedir?

Schumann rezonansı düşük titreşimli frekanslardan oluşur. 7.83, 14.3, 20.8, 27.3, 33.8 hertz olan frekanslar düşük yoğunluktadır. Tek bir frekans değildir. O nedenle schumann rezonansı olarak belirtilir. Bilim adamı fizikçi Winfried Otto Schumann tarafından 1952 yılında açıklanan ve yeryüzü ile iyonosfer katmanları arasında meydana gelen titreşimlerdir.

Schumann rezonansının durma gibi bir durumu olamaz. Evrende hiçbirşey durmaz. Bu nefes alamamak gibi bir durumdur. Frekansların duracak olması tüm sistemin çökmesi anlamına gelir.

Kozmik, uzaysal bir takım radyasyonlar dünyaya sürekli çarpma halindedir. Aynı zamanda güneşten gelen ışınlarda dünya yüzeyine çarpar. Bu çarpma sonucunda ortaya bir ses çıkar. İşte tam olarak çıkan bu ses schumann rezonansıdır. Dünyanın kalp atışı olarak geçer. Bir çok uydu bu frekansların ölçümlerini yapmaktadır. Sürekli hareket halinde olup durması gibi bir şey imkansızdır. O durursa yaşam durur.

Schumann Frekansı Neden Önemlidir?

Schumann frekansları, beyin dalgalarınızla rezonedir. Sizin alfa, beta, teta ve gama gibi düşük frekanslı beyin dalgalarınızla aynı rezonanslardır. O zaman dünyanın ana temel rezonansı ile sizin beyinsel rezonansınız aynıdır. Yani dünyanın frekanslarında oluşan bir değişim direk sizi etkileyecektir. Bu değişimi de ilk etkilenecek olan insandır. Akli melekelerimizi direk etkileyen bir durumdur.

Psikolojik rahatsızlıkların temelinde insanların beyin dalgalarının birbirlerine karışması yatmaktadır. Dünyada ve bedeninizde milyarlarca farklı frekans vardır. Evren tüm frekansları kullanır. Bu düşük frekansların rahatlatıcı etkileri vardır. Mesela uyku zamanında beyin delta ve tetaya düşer. Meditasyon yaparken de aynı şekildedir. Bu olmasaydı evren kaotik bir yapıda olurdu.

Dünya schumann rezonanslarını sürekli olarak üretmekle birlikte insanları ayakta tutmaktadır. Bu rezonansların etkisini ölçmek adına belirli üniversitelerde yapılan çalışmalar vardır. Toprak altında bu frekansların olmadığı izole ortam yaratılıyor ve denekler burada yaşamaya başlıyor. Rezonans etkisi kesildikten bir süre hastalanmaya başlanıyor. Yani bu frekanslar olmasa yaşam olmazdı.

Aynı şekilde astronotlarda, iyonosfer tabakasından uzaklaştıkça rezonans etkisinin dışına çıkıldığı için hastalanmaların başladığı tespit edildi. Bu tespitten sonra bütün uzay mekiklerinin içerisine frekans jenarötürü konulmaya başlandı. Dünyevi ortam yaratmak için 8,3 hertz ile 120 hertz aralığındaki titreşimler astronotlara verildi.

Sonuç olarak, beyin rezonanslarımız, dünyanın sağlıklı bir şekilde bu rezonansları üretmesine bağlıdır.

Ozan Partal ile Sohbetten

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE