Ertelemek: Hayatında Neleri Kaçırdın?

Aylarca fırsat bulamadığım için ertelediğim şeylerin içimde çok boşluk yarattığını fark ettim bu günlerde. Beni ben yapan, nefes aldığımı hissettiren ve kafamı boşaltmaya yardımcı olan hobilerimi yapmadığım için mutsuzluğa, huzursuzluğa gittiğimi seyredişimi fark ettim bir de.

Neden hiçbir şey yoluna gitmiyor sorusunu sordum kendime dün. Ben nerede tıkandım kaldım ki?

Çok kızdığım bir tabir vardır. Bende kullanır olmuşum o tabiri: Yoğunum… İçi boş bir tabirdir halbuki. Yapmak istemediği her eylemde kullanırlar insanlar. “Yoğunum şimdi olmaz!” O şimdiler hiçbir zaman gelmez aslında. Geçiştirilmenin kibarca olanıdır bir bakıma. Ya da erteleyişin en masum yanı…

Ben bu yazıda kendini erteleyenlerin sesi olmak istiyorum. Ahir zamanda zamanı tutabilene aşk olsun. Zaman o kadar çabuk geçiyor ki, saatlerin hükmü kalmadı. Günler hatta haftalar ya da aylar en üzücüsü yıllar bitiyor. Geriye bakıldığında içi boş yoğunluklarla ertelenmiş hayatlar yüze tokat gibi çarpıyor. Hep denilir “geçmiş bitmiştir, gelecek ise ya gelir ya gelmez, elimize olan şu andır” diye. Hep unutulur ama bu gerçek tespit. Geçmiş için üzülürken, yapılacak şeyleri ertelerken şu anda kayıp gidiyor. Yoğunum ayrıca bir sıyrılış biçimidir öze bakıldığında.

Yazı yazmak benim için nefes almaktır. Aylardan beri yazmadığımı düşünürsek ben aylardır nefes alamadan yaşıyorum demektir. İnsan nefessiz yaşar mı? Yaşamaz elbette. Can çekişlerimi ifade edecek kelimem yok şu an. Pişmanlıktan ziyade verilen sözü yeri getirmemenin verdiği bir eziklik oluştu zaman içerisinde bende. Bu ezikliği yoğunum tabiriyle kapatmaya çalışsam da bir yerler hep açık kaldı. Ha bugün ha yarın deyip ertelemelerimin sonucu hüsranla buluştu. Her gün uyanırken bugün farklı olacak diye umut ederken aynı günün sonrasında uykuya bugün de olmadı diye umut kırıklığı ile dalmak çok acıtmaya başladı canımı.    

Bu denli farkında olmakta güzeldir deyip, yoğunluktan kurtarıp kendimi ertelemeden bir boşluk bulup yazmak istedim aylar öncesi verilen konumu. Araştırma yapıp yazmaya başlamak içimden gelmedi. Üzerinden ne olaylar ne konular geçmiş. Tılsımı kaçıp gitmiş anlayacağınız. Asıl yazmam gereken konuyu rafa kaldırmak zorunda kaldım.

Kim bilir neleri kaçırmışımdır böyle. Kimleri kırmışımdır yoğunum diyerek. Geride bıraktığım enkazın üzerinden seslenmek egoma iyi gelmese de bana iyi gelecek. Bunun farkında oluşuma şükrederek hatanın neresinden dönsem kardır diyorum ve yazıyorum. Yazdıkça nefesi ciğerime çekercesine huzurla dolmanın mutluluğunu tatmak istiyorum doyasıya.

Ve yoğunum diyerek kendini erteleyenlere emsal olma dileğiyle yazmaya devam ediyorum. Zaman akıp gitse de tutmalıyım bir yerden. Yoğunum derken yaptıklarım azaldığının da farkına vardım. Beynime söz geçirmek benim elimde. İnançta devreye girdiği zaman yoğunum tabiri paramparça oluyor. Zihninizi o yapılacak bu yapılacak diye doldurmayın. Yazın bir liste. Yaptıkça üzerini kararlayın. Çok zevkli oluyor. Bu iş bitti sıradaki gelsin… Ben dün “oynatmaya az kaldı doktorum nerede” havasındayken, liste yaptım. Sonra kalktım bir de ekmek yaptım. Hamur yoğururken, kafamdaki fikirleri de bir güzel harmanlayıp yoğurdum. Hamurun mayalanma süresince fikirlerimde demini aldı. Sonra hamura şekil verirken fikirlerime de şekil vermiş oldum. Tepsi mayası olmadan olmaz dedim. Bu süre boyunca da fikirlerimi sıraladım. Ekmeği fırına fikirlerimi de eyleme verdim. Ekmek mi? Bitti. Fikirlerimde sırasıyla bitmeye başladı.

Sözün özü yoğunum deyip hem kendimi hem algılarımı kapattığımı burnumun ucunu göremeyişimin sebebini anlamış oldum.

Asıl konuma gelince de, çok yoğunluktan değil çok boşluk olmasından dolayı bu durumdayım sanırım.

Allah (C.C) derki: Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. (İnşirah 7)  

Özen Karaçakır

Stoa Felsefesi: Yaşama Sanatı

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE