İnsan Hayatının Eşsizliği

Elmalarla armutların toplanmadığı matematik derslerini unutalı epey zaman oldu. Belki de bu yüzden günümüzün çoktan seçmeli hayata alışık bireyleri sıklıkla kendilerini başkaları ile kıyaslıyor ve bu kıyaslama sonucunda anlamsızca mutlu veya mutsuz oluyorlar. Oysa insan hayatı her an itibariyle eşsizdir ve kıyas kabul etmez.

Verilenler ve istenenler.. Matematik problemlerinin çözümü için verilenleri kullanarak istenenlere ulaşmak esastır. Bugüne kadar, verilmeyenler vasıtasıyla istenenlere ulaşılabilen bir matematik problemi çözümü oluşturulmuş değil fakat insanoğlu kendi hayat problemlerinin çözümünü çoğu zaman verilmeyenlerden yola çıkarak çözmeye çalışır. Verilenler her birey için bir diğerinden farklıdır dolayısıyla başkasının verilenleri ile kendi verilmeyenlerini kıyaslamaya girişen birey için matematiği dengelemek her şekilde çok zor olacaktır. 

Her bireyin kendisine sorması gereken en önemli sorulardan biri kendi kişisel yolculuğunun ne gibi verilenlerle başladığıdır. Fiziksel ve psikolojik olarak eşsiz olan her bireyin bir diğerine göre alametifarikası yani günümüz deyimiyle tescilleyeceği kişisel markası bambaşkadır. Her bireyin hayatta üstesinden geleceği zorluklar, maruz kalacağı iyi ve kötü olaylar onun kişisel yolculuğuna özeldir. Genetiği, içinde doğduğu aile ve yaşam koşulları bireyin eşsiz olacak hayatı için sisteme girilen ilk veriler yani ilk ‘verilenler’ dir. Bu fiziksel ve ruhsal ekipman, birey bilinçlenerek hayata atıldıkça, eşsiz şekilde önünde açılacak hayat yolunda hiç tahmin edemeyeceği şekilde ona yön gösterecektir.

Tüm bunları göz ardı eden insanoğlu, kendi eşsiz hayatını mütemadiyen diğer bireylerin eşsiz hayatı ile kıyaslar ve kendince değerlendirmeler yapar. Bu değerlendirme sonucunda ister istemez verilenleri yönetebildiğine inanır ve bu ona hayatına dair bir kontrol mekanizması gibi görünür. Bu kontrol kişinin hoşuna gider. Verilmeyeni elde etmek ve verilen yapmak bireyin hayata en büyük meydan okumasıdır. Bütün bu sistemin işleyişine baktığımızda ise birbiriyle bağlantısı olması gerekmeyen bir çok hayat öyküsünün bu kıyaslamalar sonucu birbirine karıştığını ve eşsiz olan insan hayatının bir takım frekans bozucu etkilere maruz kalarak rotasından şaştığını görürüz.

Bunun nedeni göz ardı edilen bir başka önemli noktadır: İnsan hayatı sadece sahip olunan parmak izi veya DNA itibariyle değil ‘hayata verilen anlam’ bakımından da eşsizdir. Hayata verilen anlam bireyin davranışlarının altında yatan motivasyonların temel kaynağını oluşturur. Kişi yaşam yolculuğu boyunca, dönemsel olarak, farklı anlamlar üzerinden hayatını sürdürebilir, bu insan yaşamındaki değişimlerin doğal bir sonucudur.

Yaşam dönemleri içerisinde hayata verilen veya verilemeyen anlam bireyin ‘yaşama gücünü’ belirler. Hayat anlamsız geldikçe bireyin yaşama gücü düşecek ve düşen yaşama gücü hayatı daha da anlamsız hale getirerek bir kısır döngü oluşturacaktır. Hangi koşulda olursa olsun, bireyin hayatını kontrol altına almak için atacağı en önemli adım, hayatına ‘kendine özgü’ bir anlam vermektir. Bu anlam başkaları için bir şey ifade etmek zorunda değildir, kişiye özgüdür ve adeta o kişi için özel hazırlanmış bir ‘yaşam yakıtı’ görevi görür.

Her bireyin hayata vereceği anlam ve hayata kazandıracağı bakış açısının bir diğerinden farklı olması kaçınılmazdır. Paralellikler ancak asgari müşterekte sağlanabilir ve tüm paralellikler zamanla bozulmaya açıktır. Hayatta iki ayrı bireyin yaşam koşulları ve deneyimleri asla bire bir eşitlenemez, insan hayatındaki anlam da işte bu nedenle kıyaslanamaz ve kıyaslanmamalıdır.

Bir birey ancak kendi hayatını bütünüyle ve her yönüyle bilebilir çünkü bütün hayatı boyunca kesintisiz beraber olduğu tek insan (kimilerine göre mecburen de olsa) kendisidir. Birey hayatının her anını hatırlamasa bile bilinçaltı itibariyle kendi hayatına tamamen hakimdir ve bunu açık veya gizli bir şekilde mutlaka dışa vuracaktır.

X-Y ekseni üzerindeki koordinatları düşünürsek, her bireyin ‘yaşam koordinatı’ içinde bulunduğu an itibariyle sabittir ve o an için asla değiştirilemez. Kişi an itibariyle bulunduğu koordinatın dışına ne yaparsa yapsın çıkamaz, asla kendinden başka biri olamaz ve hayata başkasının koordinatından bakamaz. Bu koordinat kişinin fiziksel durumu, karakteri, geçmiş tecrübeleri, dış koşullar, kişinin maddi ve manevi imkanları, sahip olduğu ‘yaşama gücü’ vb. faktörlerin ‘öz’ ile etkileşimi sonucu her an tekrar belirlenir. Aynı cinsiyete, aynı sosyal çevreye, aynı etnik kökene, aynı kişisel zevklere ve belki de aynı astrolojik burca sahip iki insan arasındaki görünmeyen uçurumların nedeni aslen yürüdükleri hayat yollarının ve ‘öz’ lerin ayrılığıdır.

Empati kavramı ile ‘yaşam koordinatının aynı olması’ durumunu birbirine karıştırmamak bu bakımdan önemlidir. Empatinin tecrübe edilmesi kişinin kendi koordinatından çıktığı anlamına gelmez. Karşıdaki bireyin koordinatını kabaca belirlemek mümkündür fakat bu belirlemeyi dahi kişi kendi bulunduğu koordinat itibariyle yapar yani empati anında dahi gerçekte matematiksel bir görecelilik ile hareket edilmektedir ve bu her zaman yanıltıcı olabilir.

Yaşam koordinatlarının ayrı olması bireyler açısından normalleştirildiğinde, anlaşılamamaya dair endişeler ve kendini ifade etme yönündeki zorluklar ortadan kalkar. İnsan hayatının eşsizliğinin birey tarafından tam manası ile anlaşılması, öncelikle başka bireyler ile sağlanabilecek mutabakat düzeyinin kısıtlılığını kabul etmek anlamına gelecektir. Tüm bu kısıtlılığa rağmen mevcut olabilen ilişki alanı içerisinde, birey için kendine ait bir hayat kurmak elbette ki mümkündür. Eşsiz olduğunun idrakindeki birey aynı durumun diğer bireyler için de geçerli olduğunu unutmayacak ve  hem kendi hem de karşısındaki bireylerle ilgili tatminsizliklerden ve aşırı beklentilerden otomatikman uzaklaşacaktır. Sonuç olarak, elmalarla armutlar toplanmadığı müddetçe hayatın matematiği insanı yanıltmayacaktır.

Ece Öngeldi

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE