Kendini Bilmek Neydi?

Gerçekten kendini bilmek neydi? Ruhun engin denizlerinde gezinirken; korkusuzca şuur altında gizlenen ne varsa ortaya döküp, tekinsiz sokakların ıssız ışıklarıyla aydınlanan yüreğini dinleyebilmekti belki de…

Ve belki şehrin sisli kalabalıklarında kolaylıkla, çabalamadan yolunu bulabilmekte buna dahildi… Çünkü yüreğini herşeyden bağımsız duyabilmenin ferahlığı en berrak görüş alanını yaratırdı.

Kendini bilmek için, emin olmak, güvenmek ve korku esaretinden kurtulmuş olmak gerekirdi. Bu unsurları edinmişsen, tam ve bütün bir insan olmuşsundur.

Peki bu sivri ve zehirli zihin konuşmalarının esaretinden çıkıp bütüne ulaşmak nasıl olur ? diye düşünürken ; buz gibi havada kucağındaki bebekle ağıtlar yakan bir kadınla karşılaştım. Yol boyunca kendimle yaptığım tüm konuşmalar ve felsefi düşüncelerim yanıp kül oldu bu acı içinde kıvranan annenin feryadında…

Bu soğuğuyla nefes kesen, rüzgar ıslıklarıyla geceyi delen havada yerde oturmuş etrafına bakmaksızın acı içinde inliyordu. Kimselerde dönüp bakmıyordu. Sanki doğal sıradan bir durummuş gibi.

Yaşamın içinde insan olmaktan utandım bir an ve biraz sonra yanına gidip nesi olduğunu sordum. Bebeği soğuğa dayanamayıp ölmüştü. Aylardır sokakta yaşayan bu kadın çaresizliğinin içinde yardım bile istemeye hali kalmamış, acıyla kendi varlığını dahi unutmuş gibi seslenişimi duymuyordu.

Ruhum dayanmadı onu öylece bırakmaya, sarstım biraz kendine gelmesi için ve ancak yarım saat sonra farketti beni.

Sonra nemli kızarmış su yeşili bakışları gözlerime değdi ve yüreğimde bir titreşim yarattı. Ve kalbim onun feryadını en derinden yakaladı. Bende bir şok etkisi oluşturdu derinime işleyen bakışı.

Oracıkta omzuma düştü başı sessizce. Ne oldu diye sorduğumda! Ne olmadı ki dedi ve bebeğini uzattı morarmış biçare. Bir kez daha dağlandı yüreğim.

Neden bu soğukta sokaktasın diye sordum. “Törenin laneti dedi – Kör olasıca töre- kapı dışarı ettiler onlar gibi olmadığım, boyun eğmediğim için… Git de gör dediler dünya kaç bucak, geri dönerim diye… Dönmedim.”

“İşte sonuç!.. ” ben boyun eğmedim ama; boynum ağır eğildi bu acıya” dedi. Göğsüm yırtıldı, yüreğim elimde kaldı diye feryad etti sessiz geceyi delen çığlığıyla… Kaldırdım yerden.

” Dermansız dert olmazmış dedim, acının öğrettiğini hiçbir şey öğretemez. ”

“Bu ölümün seni baştan doğuracak, yaradana ve eşsiz yüreğine sığın” diyerek ölmüş bebeği kucaklayıp kadını yerden kaldırdım. Hep birlikte büyük annemin evine doğru yol aldık.

Bilgelikle dolu büyükannemin desteğinin onun ayağa kalkmasında toparlanmasında önemli katkısı olacağını biliyordum. O bir ocaktı, bir şifacı…

Büyük anneme gelip durumu anlatınca, su yeşili gözlü kadını bağrına basıp, “Yüreği koca kadın, merak etme Yüce’nin izniyle her şey yoluna girecek dedi”

Tabi kadından bir feryat daha koptu, o artık dönmeyecek diye.  Büyükannem her zamanki şevkatli bakışıyla ” öyle ama sen yeniden kendine geleceksin dedi.”

“işte tüm bu olanlar da bunun için, senin kendine gelmen için kendini feda edeni onurlandırarak başlayacağız işimize de” …………

Tüm bu olan biten karşısında yolda yürürken düşündüklerim aklıma geldi büyükkanemin şifalı çorbasını yudumlarken….

Herşeyi gecenin başına dönüp yeniden düşündüm ve kafamın içinde şimşekler çaktı. Bu yaşananların benim payıma düşen asıl sebebi içimde bir bir filizlendi. Böylece hepimiz kendine düşeni alıp muazzam dönüşüm sürecinin içine girdik.

Şuuraltımda ne varsa gözden geçirdim, kendime ve içinde bulunduğum tüm yaşama kendiminde dışına çıkarak baktım. Bu epey bir zaman aldı ve öyle bir berraklaştım ki, herşey birbir çözülmeye başladı.

Yarim yaraydı içimde,

Gönlüm geminin gidişinde,

Deryalara daldı bir sefil gibi,

Çıktığımda ne ben bendim,

Ne bildiğimi sandıklarım kendi….

Derya Karataş

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE