Zamanın Birinde

Zamanın birinde bir dilenci kadın yaşarmış. Dilenci dediğime bakmayın ruhu aktan da akmış, yalnızca kalbiyle gören anlarmış, kapı kapı gezip bir elekten geçebilecek gıdalar istermiş ve “olduğu kadar” dermiş.

Ve bir gün büyükanneminde kapısını çalmış, büyükannem bulunduğu kentin ulularından, zarafetiyle göz dolduran, su yeşili gözlerinden sevgi ve şevkat fışkıran bir kadın. Dilenciyi eve buyur etmiş, nefis bir bulgur pilavı yapmış ve birlikte yemişler. Dilenci kadın büyükannemin ışıltılı gözlerinde kalbinin yangınını görmüş.

İçeri buyur edip yemek veren bu kadına bir karşılık vermek istemiş,  ve büyükanneme, bana üç soru sor, Allahın takdiri ile cevaplayacağım demiş.

Büyükannem tek bir sorum var: oğlumu kaybettim, üç yaşındaydı, yüreğim yangın yeridir, o günden bu güne yaşıyor mu, nerdedir, nasıldır merakım günümün her saniyesini kaplar.

Dilenci kadın sessizce bir iki dakika geçirir ve tok ama ılık sesiyle “oğlun 1556 yıllarında yaşayan bir kralın baş katibidir, hali vakti yerindedir” der.

Büyükannem şaşkın, afallamış vaziyette iyi ama oğlum 1932 de doğmuştu, nasıl olupta 1556 diyorsun. Biliyorum diye yanıtlar zamanın bekçisi dilenci kadın. Büyükannem daha da şaşkın, ve kadın çocuğun nasıl kaybolduğunu anlatır.

Kaybettiğin gün bir dere yatağına düşmüş, sürüklenmiş ve bir ağaç kovuğuna takılmış, ağacın kökünden başka bir aleme geçmiş. Anlayacağın bu alemde onu arama, başka bir alemin bambaşka zamanında seyrü seferde.

Tanrının yazgısına akıl sır erdiremezsin. Herşey olması gerektiği gibi olmuştur.

Büyükannemin gözlerinden süzülen yaşlar önünde bir göl oluşturmuş. Derinlerine dönüp oğluyla vakit geçirdiği bir an’ı anımsamış ve nasıl ve neden geldi böyle bir şeybaşıma diye aklından geçirirken, aklını okuyan dilenci cevap vermiş.

Zamanında yaşamın neşesine kalbinde yer açmamışsın. Kalbinde yaşamadığın neşenin yerini dert almış. Dert vesilesiyle gelmiş. Ve çocuğunun kaybıyla kalbindeki yerini sağlamlaştırmış.

Bu kainat boşlukları sevmez ve herşey zıttıyla vardır. Her iki duyguyuda yüreğinde barındırır. Kabul etmediğinin yerini karşıtı hızla doldurur.

Büyük annem bunları duyunca gözlerindeki yaşlar katlanarak artmış, öyle ki gözyaşlarıyla yıkanıp arınmış. Öğrendiği bu değerli hakikati kuşanıp ulaşabildiği herkesle paylaşmış.

Ve her hikayesinin ardından yaptığı gibi bir dörtlük armağan eder dinleyenine.

Sır’rına kelam yetmez,

Yüreğe aklım ermez,

Ah kalbimin neşesi,

Bildiğim derdimi gütmez.

Derya Karataş

Dünyalite

Paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DUNYALITE